Bir Dostu Kaybetmenin Derin Hüznü

2010 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne başladığımda hayatıma giren ve o günden bu yana her günümü aydınlatan bir isim vardı: Yonca Senem Akdeniz. Onu sadece bir uzman, bir meslektaş ya da bir yol gösterici olarak tanımlamak mümkün değil. O, benim için bir aile ferdiydi. Hatta daha da ötesi, kendi çocuğum kadar sevdiğim, varlığıyla bana güç veren bir insandı.

Yıllar boyunca her sabah karşılaştık, her gün mutlaka birkaç kelime paylaştık. Bazen yoğunluğun içinde küçücük bir tebessüm, bazen de hayata dair derin bir sohbet oldu aramızda. Onunla geçen bu rutin anlar, aslında hayatımın en kıymetli parçalarıymış. Şimdi, o anların bir daha geri gelmeyeceğini bilmek tarifsiz bir boşluk bırakıyor içimde.

Yonca Senem Akdeniz sadece bir hekim değil, insana dokunmanın en güzel örneklerinden biriydi. İnsancıllığı, samimiyeti, sabrı ve sevgisiyle çevresine ışık saçtı. İnsan bazen en yakınını anlatırken kelimeler yetersiz kalır. İşte benim için de öyle. Onun eksikliğini düşünmek bile nefesimi daraltıyor, yüreğimi burkuyor.

Kayıplar insana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Ancak Yonca’nın ardından geriye kalan en değerli miras, onun iyiliği, sevgisi ve dostluğu. Bu acı, belki zamanla biraz hafifleyecek ama onun hatırası, bana kattıkları ve yaşattıkları asla silinmeyecek.

Sevgili Yonca, sen hep bizimle olacaksın. Seni tanımış olmak, hayatıma dokunmuş olman benim için tarifsiz bir şanstı. Yüreğimdeki yerin sonsuza dek aynı kalacak.